27 Eylül 2011 Salı

Afacanlık dolu haftasonu...

Bu hafta sonu Defne sürekli afacanlık halindeydi.

İlk vukuat Cmt sabahı oldu. Balparmağın tüp balları var, bayılıyor Defne ona. Alıyor eline tüpü baya baya yiyor. Kahvaltıda verdim yine yedi bir güzel. Ama görünen o ki yetmemiş benim güzel kızıma J normalde mutfakta yukarıdaki dolabın içinde duruyor. Bir ara yanımdan kayboldu, geri geldiğinde bal elindeydi, “Defne nasıl aldın sen onu” dedim, cevap geldi “ doyaptaaan” mutfağa bir gittim ki ne göreyim, sandalye çekilmiş dolabın önüne, dolabın kapağı ise açık, yani küçük hanım kendi işini başarmış usulca. Ama tabi çok tehlikeli düşebilirdi sandalyeden. Kızdım hemen.

Aynı gün alışverişe gittik ailecek. Kasadayız, Defne de direksiyonlu alışveriş arabalarından birine oturmuş, kasanın önünde babasının yanında. Ben kasanın diğer tarafında, aldıklarımızı poşete koymakla meşgulum. Selçuk, bir şey unuttuğumuzu farketti ve iki dakikalığına almaya gitti. Ben göz ucuyla Defne’ yi kontorl ediyorum yerinden kalkmasın diye, ama ortam da kalabalık sadece orada olup olmadığını görebiliyorum. Arada bana afacan bakışlar da atıyor, hiç uyanmadım J, Selçuk geri dündü ve bir şeker paketini de kasiyere uzattı “bunu da almamız gerekiyor artık” diye. Küçük hanım, kasanın yanında duran şekerlerden birini almış, poşeti açmış ve bunu bana hiç görünmedeny apmış.

Eve döndük alışverişten, biz aldıklarımızı yerleştiriyoruz, Defne de bize yardım ediyor, taşıyabileceği bir iki ufak eşyayı veriyoruz odasına, banyoya vs götürsün diye. Kısa bir an ses gelmedi Defne’ den. Hemen kuşkulandık tabi, Selçuk hemen bakmaya gitti. Küçük hanım, yatak odasına girmiş ve kendini kilitlemiş içeriye. Artık tecrübeliyiz J, hemen bozuk para ile açtı Selçuk kapıyı ve”Özgee, koş bak minik canavar ne yapmış” dedi.

Odaya girdiğimdeki manzara şu şekildeydi

benim kremim artık kutusunda değil, tamamı Defne’ nin yüzünde idi.

Gülmemek için zor tuttuk kendimizi ama tabi gülmemek lazım, kızdık bir kez daha uyardık bebnim eşyalarımla oynamaması için ama içeriye gider gitmez bastık kahkahayı. Surat ifadesi de o kadar hoş ki, biliyor kabahatli olduğunu, gık çıkmıyor J

Aynı gün,seleniyorum “Defnee, nerdesiin?” kısa bir süre ses yok ve bir gidiyorum, sandalye yine çekilmiş bu kez buzdolabının önüne, onun deyimiyle bir “çiçoata” ( çikolata ) alınmış, hemen sandalyeden inilmiş paket yere atılmış, ağzın her tarafı çikolata içinde ve çikolata henüz yutulmadığı için yanaklar şiş muzip muzip bana bakıyor J

Bitti mi, bitmedi;

Pazar günü. Biraz ertesi güne hazırlık, biraz sağ sol toparlama. Selçuk dışarıda, biz Defne ile beraberiz. O da bana yardımcı oluyor, sohbet ediyoruz anne-kız. Ama o bana laf yetiştirirken, yaramazlıktan da geri kalmıyormuş meğer. Yavaşca açmış makyaj malzemelerimin olduğu dolabı ve oradan rujumu almış. Abartmıyorum, sadece iki dakikalığına yanımdan ayrıldı, seslendim “Defnee, nerdeisn anneciim?” “geğiyoyum anneee” diye bağırdı odasından ve hemen de geldi ama ben şoka girdim, çünkü o kadar kısa süre içinde yüzünün yarısına kıpkırmızı ruj sürmüş bile...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder