31 Temmuz 2011 Pazar

Seçmeler - 11

Baba – kız aşkı



Küçük prensesim Çağla ablasına gitti..



Kataloglardan fırlamış prenses..






Yine sürücü koltuğunda, çok meraklı araba sürmeye çook


Süslü prenses. Oje sürüyorum, hemen o da istiyor. Bir parmağına sürüyorum “Ado” diyor "hepsine süy, bak sen hepsine sürüyosun”. Çocuklar çok oje sürmez diyorum, “Ama ben büyüdüm aba oğdum aytık” diyor. “Anne kadar büyüyünce hepsine süreceğiz senin de diyorum", bozuluyor ama bir şey diyemiyor, susuyor J

Yorumsuz J

Tuanayı ziyaret ettik. Komik bir olay da yaşadık bu ziyarette. Resimde gördüğünüz gibi keyifli keyifli oynarken iki kuzu, Tuana birden bağırmaya başladı “ Anneee, yetiiiş , Defne oyuncaklarımı alıyooor”. Defne’ den cevap gecikmedi : “Mamam Adu abaa, gelmee, veydiim, veydiiim” J




"Dedo' nun doğum günü

1 Temmuz' du Özgün' ün doğum günü. Ama yazmak bu güne kısmetmiş :)
İyiki doğduuun deee dooo :)




Terrible Two !

O kadar net yaşıyoruz ki son günlerde ! Defne hiç olmadığı kadar ben merkezli, hiç olmadığı kadar huzursuz. Bugüne kadar pek yaşamadığımız bir şey yaşıyoruz örneğin, sabahları ben işe giderken arkamdan inanılmaz ağlıyor. "Gitme işee, beni de dötüyy" diye parçalıyor kendini. Evden zor atıyorum dışarıya kendimi. Daha ben evden çıkar çıkmaz kriz bitiyor,arabaya binmeden Hülya Hanım arıyor "uyudu bile" diye ama evden çıkış çok zor.
Başka bir alışkın olmadığımız durum ise, her şeyi "beniim" diye sahiplenmesi. Herşeyini paylaşan bir çocuktu ama son günlerde hiç bir şeyini paylaşmak istemiyor. Hele söz konusu bensem inanılmaz huzursuz oluyor. Eve bir misafir gelmeyegörsün, onunla konuşmam, ilgilenmem neredeyse imkansız bir hal aldı :(
Okulun pedagogu ile görüştüm konuyu, gayet doğal bir durum olduğu, tamamen yaşının özelliklerini gösterdiğini, hatta okulda da zaman zaman benim diye oyuncakları aldığı halde çoğunlukla yaşına gööre çok çok uyumlu olduğunu söylüyor ama dayanmak gerçekte zor. Geçici olduğunu biliyorum ve kendime sabır diliyorum...

Yeni Oyunumuz.

Hayran Kuzey Bebeğe.
Her fırsatta onun yanına gitmek istiyor. Aslında etrafında Kuzey gibi bir bebek oluşu avantaj oldu bir bakıma. Küçük bebeğin nasıl olduğu, nasıl davranılması gerektiği konusunda fikir sahibi oluyor şimdiden.
Bu aralar en sevdiği oyunumuz şöyle gelişiyor:
"Anne sen Sibel aba oğdun ben de Duzey bebek oğdum. Hadi ben ağliyom" diyor ve başlıyor "İgnaaa, ignaaa" diye ağlamaya :) Ben de "gel benim güzel bebeğim" diyorum ve kucağıma gelip susuyor.
Sonra roller değişiyor. "Anne sen Duzey bebek oğdun ben de Sibel ( Bebel ) aba oğdum, hadi ağla. Ben inga, inga deyince de, sevecen bir yüz ifadesiyle " gel canim bebeğim gel meme em" diyor, beni kendine çekiyor, "hadi kaka yap altini temizliycem, hadi ağla gazini çikarcam" gibi bir bebek ağladığı zaman neler yapılıyorsa hepsini bende uyguluyor anaç ruhlu kızım benim. İşte annelik daha bu yaşlarda kodlanıyor bize gerçekten, iç güdüsel olarak bebek büyütmeye meyilli oluyoruz.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

İlk Kreş resimleri...

İlk gün okula girerken...



Sınıfa ilk giriş, (ilk dalış, ilk atlayış mı desem? :)

Sınıfında...




Yemekte ( tabi bizim kurtlu kız yine ayakta, üstelik beni görmesin diye camdan çektim ama yine de yakalandım :) )

Kreşin tuvaletleri ve Defne el yıkarken



Bahçede



Defne yine “dedi” oldu J



Kreşe Başladık..

Bir süredir kreş arayışı içindeydik zaten. Belirli kriteler çerçevesinde ( eve ve benim işime yakınlık, düzenli bir programları oluşu, servis ve servis güvenliği, genel ve tuvalet temizliği, öğretmenlerin eğitimi, çocuklara yaklaşım, pedagog, ortamın güvenilirliği vb vb vb. ) dolaştığım kreşler arasında en yakın gelen Neşe Erberk Joyfull House Çekmeköy anaokulu oldu. Selçuk ile yaptığımız ziyaret haricinde, öğretmeni ile tanışayım, pedagog Esra Hanım’ a sormam gerekenler var, Sahibi Özge Hanım ile konuşmam gerekn bir detay var gibi bahanelerle bir kça kez daha gidip gözleme fırsatı buldum. Bizim şirketten çok fazla kişinin de tercih etmiş olması ve hepsinden aldığımız oldukça olumlu geri bildirimler içimi rahatlattı.

3 yarım gün olarak başlıyoruz kreşe. Başlangıçta süreyi uzun tutmamak en iyisi olacak düşüncesindeyiz, mümkün olduğunca uzaklaştırmayalım, fikren soğutmayalım dedik.

Önce 2 saatlik deneme dersi gerçekleştirdik geçtiğimiz haftalarda. Deneme dersi çok iyi geçti. Defen çok keyifli bir şekilde geçirdi bu iki saati. Hatta ders sonunda “ anne siz eve gidin ben birazdan geliyim kendim” gibi bir yorum bile yaptı. Öğretmeni, çok çok uyumlu bulduğunu, ilk günü bu şekilde geçiren bir çoçuk daha önce görmediğini bile söyledi J çok mutlu etti tabi bu durum bizi.

Defne nin bu süreci olumlu geçirmesinde bizim yapmış olduğumuz konuşmaların da çok etkisi olduğunu düşünüyorum. “benmi kızım artık okula gideceek, şarkılar söyleyecek, oyunlar oynayacaaak” gibi cümlelerle hazırladık hep Defne’ yi. Ama kendi yapısının da çok büyük katkısı var (hatta, kreşi çok sevmesinde en büyük etken olarak Defne’ nin uyumlu ve girişken kişiliğini görüyorum). Ama tabi büyük konuşmamak lazım. Şu an herşey çok güzel ama bir süre sonra neler olur bilinmez. Zaten şimdilik sadece yaz okulu olarak başladık. Defne’ nin durumuna göre Eylül de devam durumunu gözden geçireceğiz

Her okulun önünden geçişinde “anne burası benim okulum, ben okuluma gitmek istiyom artık” diyordu. Ve o gün geldi çattı.

Pazartesi sabahı tuttuk okulun yolunu. Pek bir heyecanlıydı. Zaten Pzt gideceğini Cuma günü söylediğimde “hadi hemen giyinelim okula gidelim o zaman” diye fırlamıştuı yerinden, zor ikan etmiştim daha sonra gideceğimize. Pzt sabahı odasına girdim, yatağında gözleri açıkl yatıyordu. Égünaydın güzel kızım, haydi giyinelim de okulumuza gidelim” dediiim, ok gibi fırladı hemen yataktan “anne çabuk giydir beni ben okula gidiyorum yaşasııın” diye. Güzeel ce süslendiki çantamızı taktık kolumuza, tuttuk okul yolunu.

Yine gayet uyumlu bir gün geçirdi ,Hülya Hanım ile birlikte bekledik biz Defne’ yi ama bizi hiç aramadı, keyifle oyunlar oynadı, güzelce yemeğini yedihem de kendi başına. Öğretmeninden hiç yardım almadan. “Aman nazar değmesin J”. Arada geçerken beni görünce “ay anne ben de seni çok özledim” deyip gelip öptü ve hemen sınıfına girdi. İlk sulu boya çalışmasını yaptı üstelik bence gayet de güzeldi.

İkinci gün de gayet iyiydi. Öğretmeni “bugün benim yardımcı öğretmenim oldu resmen, herşeyin yerini öğrendiği yetmiyor gibi diğer arkadaşlarını da yönlendiriyor, bana çok yardımcı oldu, algıları da çok kuvvetli hemen kavrıyor ” diyor. maşallah kızıma benim J. Öğretmeni artık bizim gitmemize gerek olmadığını düşünüyor biz de uyacağız tabi J

Bugün kreşte 3. Gün, sabah bıraktım ve kapıdan vedalaştık. Defne yine çok rahattı bana el sallayarak, “ anne sen işe dit, ben odulda oyunlar oynuycaaam, sonra servise binicem, Hülya anne beni alıcak” dedi ama ben hiç onun kadar rahat değilim malesef L onun için çok gerekli bir aşama olduğunun farkındayım ancak bırakıp ayrılmak çok zor geldi, hatta gözlerimin biraz dolduğunu itiraf edebilirim. Allahtan Defne çok rahat yoksa çok daha zor olacaktı benim için onu bırakmak. En zor kısmı da servise binmesi fikri. Başında öğretmeni olacak ama yine de endişeliyim, bugün eve gidene kadar içim rahat etmeyecek herhalde. Çıkarken öğretmenine sürekli tembih ettim, “ama servise siz bindirin, kemerini bağladığından emin olun, öğretmen muhakkak başında olsun, ne kadar yemek yediğini iyi not edin” gibi. Kızcağız gülümseyerek hiç merak etmeyin dedi, herhalde anlamıştır benim ne kadar endişeli olduğumu...

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Babalar Günü...

Biraz geç oldu...Bu ara bloga fotoğraf koyma konusunda biraz tembelim açıkçası. Ama geç olsun, güç olmasın dedim, babalar günümüzü paylaştım burada sizinle...

Defne babalar gününde dede ve babasını kutladı keyifle. “Babayay günü kutlu oysun babacııım” diyerek..




Konu babalar günü ama meleğim o kadar güzel ki, sadece onun resimlerini koymadan edemedim , zaten babalarımıza en güzel hediye de bu olmaz mı J



12 Temmuz 2011 Salı

Tatilden İnciler..

Kaldığımız gemide kat görevlisi vardı adı Pascal, Gana’ lı çok şeker bir insan. bizi her gördüğümde “Helllooo” diye sesleniyordu. 1-2 sefer sonra Defne de başladı onu her gördüğünde, “Heyyoo” demeye J Kata geldiğimizde orada yoksa başlıyordu bağırmaya “Heyyoo, yerdediiin ( nerdesin ). Biraz daha ilerletti, “Heyyyoo, haw ay yuuu ( how are you )” demeye başladı sonra J


Odadayız. Dışarıya çıkmasın diye kapıyı kilitli tutuyoruz. Bir baktık bir gün kapının kolunu tutmuş hızlı hızlı yukarı aşağı açmaya çalışıyor ve bir yandan da bağırıyor : “imdaaat, kuytayın ( kurtarın ) beniiii, imdaaaat” dışarıdan biri duysa gerçekten kapalı kaldı zannedecek yani J

--

Restoran kısmında bir türk garson vardı adı Ahmet. Defne bayıldı ona. Restoran’ a her gittiğimizde başlıyordu hemen, “benim abim yerde ( nerde ), abiciiim del buğaya , Aamet abiii” diye onu çağırmaya.. Ahmet abisi yanına gelince bir mutluluk, bir mutluluk anlatamam :)

--

Bir arkadaş edindi kendine, Mert. Mert de sürekli gelip dudağından, alnından öpüyor Defne’ yi. Bir gün Defne’ ye dedim ki, “annecim herkesin seni dudağından öpmesine izin verme olur mu?” Mert’ in bir sonraki öpme girişiminde Defne’ nin tepkisi şu oldu, eliyle gelmesini engelleyerek “ Meyt duyy, sakin dudattan opmee, dudattan sadece anne baba öpey, sen nanaktan op bak oohh ne düyel ( güzel )nanak ”J

--

Gemide bir bayan vardı, tur koordinatörü. Her sabah o uyandırırdı anons sistemi ile " bayanlar baylar günaaydııın" diyerek. Defne hemen kaptı bu yöntemi tabi artık her sabah bizi uyandırması şu şekilde oluyor : " bayanlay bayanlay düüüünaaaayydiiiiin " :)

--

Didim’ deyiz. Yelda’ nın terliklerini giymiş ayağına. Yelda , “Defne ama onlar sana büyük düşebilirsin çıkar istersen” demiş. Defne’ nin cevabı : “ Al teyliklerini çıkaydim, bana teylik bul o daman ( zaman )

--

Yine Didim.

Ben : Defne baba nerde çalışıyor?

Defne : Tuuykdell

Ben :Peki anne nerde çalışıyor?

Defne : Ayeva

Kısa bir duraklama, düşünme anından sonra..

Defne : Peki anne ben neyde dalişiyom? JJJ

Ben : sen okula gidiyorsun Defne’ cim.

Defne : Evet ben odulda dalişiyom, orada deys yapicaam, yesim ( resim ) yapicaam, daydilar ( şarkılar ) söyliyceem. Oooh ne düyel ( güzel )

--

Bahçelerde erik, salatalık topladı yedi sürekli Didim de. Çok keyifliydi. Yine bir erik operasyonu sonrası, güzelce yıkadık eriği elinde tutuyor tam yiyecek, ayağı kaydı düştü. Erik bir tarafa, Defne bir tarafa gitti. Biraz bacağının acımış olabileceğini düşünüyorum ama Defne acağı için ağlamadı “Anneee, eyiğim dittiii, ben dimdi ( şimdi ) ne yiyceeem” :) çok komik. Bastık Yelda ile kahkahayı tabi .yeni bir erik kopardık da kriz bitti

--

Bora ile ben Defne ile birlikte yürüyoruz. Bir oyuncak görmüş küçük hanım. Ellerimizi biıraktı, “siz buyda duyun ben hemen değiyoyum ( geliyorum ), ama sakin delmeyin beni buyda bekleyin mamam mii? “ ( elleri ile de bize dur işareti yapıyor ama bir Bora’ ya bir bana bakarak) gitti oyuncağını beğendi ve aldı :). Orada önemli olan surat ifadesi aslında, malesef size aktaramıyorum onu ama gerçekten görmek lazımdı. bu kadar kendine güvenli bir ifade olamaz yani...

portatif lazımlık

Almakla en akıllılık ettiğim, kendimle gurur duyduğum bir ürün. Defne tuvalet alışkanlığını kazanmışken, tatilde sıkıntı yaşamayalım diye düşündüm. Ayrıca hijyen tuvalet bulmanın da ne kadar sıkıntılı olduğu malum. Tüm bu düşünceler beni aşağıdaki ürüne itti;

Potette Portatif Lazımlık

O kadar pratik ki anlatamam; alttaki ayakları dik olarak konulup içine poşet yerleştirilince ufak bir lazımlık oluyor, ayakları yanlara açınca da anında bir klozet adaptörüne dönüşüyor. Yanımızdan ayrılmaz bir eşya oldu tatil boyunca. Çok fazla yer de kaplamıyor. Yedek poşetler, bir ıslak mendil, bir selpak mendil ve lazımlığı da içine alacak şekilde bir poşet yaptım. Defne nin çantasının içine sığdı zaten ayrıca taşımaya bile gerek olmadı.

Tatilde dolaşırken, yolculuk esnasında, Defne ne zaman “çişim geldi” dese hemen uygun bir köşe bulundu, lazımlık hazırlandı, Defne oturdu, iş bitince poşet bağlandıı, çöpe atıldı. Hepsi bu. İnanılmaz pratik. Her kullandığımızda, almanın ne kadar akıllıca olduğunu düşünerek gurur duydum kendimle J

Blogu takip eden sevgili annelere kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum, özellikle tuvalet eğitimine yeni başlayanlar için yanlarından ayırmamarı gereken bir ürün gerçekten. Yolculukta, alışveriş merkezlerinde, tatilde, kısaca tuvaletin olmadığı her yerde kurtarıcı bir şey. Artık hijyen tuvalet arama gibi bir dert kalmıyor J

ne yapacağız biz bu afacanla?

Yeni evimizin balkonu biraz tehlikeli Defne için. Enine metal demirler var, onları basamak olarak kullanır da “Allah korusun” aşağıya düşer diye cam koruma yaptırdık tam 1 mt boyunda.

Tam, rahatladım artık bir tehlike kalmadı derken geçen gün gördüğüm manzara karşısında şok oldum. Biz Selçuk ile salondayız, Defne de balkona çıktı. Yine göz ucuyla takip ediyorum. Dışarıyı izliyordu ki, bir anda gördüğüme inanamadım. Bizim küçük canavar, korumanın en üstüne tutunmuş, iki ayağını da dayamış cama, korumanın yarısından fazlasına kadar tırmanmış, daha da ilerliyor. Kafa korumanın üst hizasını geçmiş durumda, bir iki adım tırmansa aşağıya düşecek! Saniyeler içinde tırmanmış ama! “Defne ne yapıyorsun” diye bağırmamla indi hemen aşağıya. Koştum yanına kızdım baya “ Neden tırmanıyorsun Defne” dedim, “Dışarıyı izlemek istiyorum ama” diyor. Kızım dedim zaten camdan dışarısı görünüyor, tırmanmana gerek yok. Hemen git içeriye otur bakayım.” Surat düştü gitti babasının yanına oturdu. Soruyor Selçuk’ a “Baba, anne bana neden kızdı?” “Git kendisine sor bakalım” dedi Selçuk. Geldi yanıma “Anne sen bana neden kızdııın?” Hemen indim boy mesafesine ellerini tuttum ve başladım anlatmaya; “Defne’ cim dedim sen oraya tırmanırsan aşağıya düşebilirsin, çok canın acır, çok kötü olur. Biz de çok üzülürüz sana bir şey olsun istemiyoruz o yüzden kızdım. Bir daha çıkma tamam mı” “Mamam, oluy çıkmam” dedi ama benim içime kurt düştü bir kere. Hemen bahsettim Hülya Hanım’ a sabah gelir gelmez, tek başına bırakmamak lazım balkonda.

Sitenin en uzun korkuluğunu yaptırdık sırf tırmanmaya kalkışmasın diye, durur mu bizim kız, “düz duvara tırmanmak” deyimini çok net yaşıyoruz onda. Her an göz kontrolünde tutmaya devam küçük canavarı...

Didim

Adalardan dönüşte tatile Didim de devam ettik. Defne için çok güzel bir ortam gerçekten.Bahçelerden erik, salatalık, elma topluyor, keyifle dolaşıyor.

Bir Beyhan ablamız vardır, Selçuk’ un çocukluğundan beri oradadır. Güzel mi güzel gözlemeler yapar. Geçen sene de yemişti ama gözlemelerin tadına asıl bu sene vardı Defne. Ne zaman sahile gitsek başladı hemen “ben bözleme yiycem” diye Beyhan ablanın yanına koşmaya.

Denizde yine keyifle oynadı minik su kuşu. Bıraksak herhalde akşama kadar çıkmaz denizden..




Tatil dönüşü yine uykuya yenildik :)