Uzun zamandır küçük kuştan haber vermiyordum sizlere.
Aslında artık o kadar çok şey var ki anlatılacak, artık inanılmaz hızla gelişim gösteriyor. O yüzden herşeyi anlatmayacağım burada. Sadece birkaç örnek vereceğim.
Defne artık bir birey olduğunun farkında. Kendi zevkleri, kendi tercihleri var. Geçenlerde arkadaşlara ziyarete gidecektik. Ciciannesi ile, hangi kıyafeti giyeceği konusunda anlaştık. Ancak eve geldiğimde, üzerinde başka kıyafetler olduğunu gördüm. Küçük hanm kendisi istemiş üstündeki kıyafetleri. Bir de güzel yakıştırmış ki, beyaz tişört üzerine kırık beyaz bir elbise. Tabi çoraplar da beyaz. Prenses gibiydi yani benim küçük kuşum. Evden çıkma vakti geldiğinde, beyazlar üzerinde kırık beyaz ceketin yakışacağını düşünerek o ceketi giydirmek istedim. Ancak Defne ısrarla dolabındaki başka bir yeleğini gösterdi. Aramızda geçen diyalogu aynen aktarıyorum :)
Anne: Defne’ cim hadi gel beyaz ceketini giyelim.
Defne: (Füme-pembe karışımı yeleğini işaret parmağı ile göstererek) Buuuu
Anne: Ama annecim beyaz ceketin daha çok yakışabilir.
Defne: ( Israrla pembe-füme yeleğini göstererek ): I ıııııı, buuuuuuu
Anne: Tamam hadi yeleğini giyelim o zaman.
Defne: ( Gülerek ve el çırparak ) Hadiii.. ( Adiii)
Yeleğini giydikten sonra da yakışıp yakışmadığına öyle bir bakışı vardı ki, gülümsememek elde değil.
Burada da bitmedi. Sıra ayakkabı seçimine geldi. İki çift ayakkabısı var, biri pembe biri beyaz. İkisini de yan yana koydum ve Defne yere oturdu. İşte aramızdaki diyalog;
Anne: Defne’ cim hangi ayakkabını giymek istersin?
Defne: ( Büyük insan edasıyla sağ elini çenesinin altına dayayarak) Mmmmmmmmm ( Bu arada bir pembeye, bir beyaza bakıyor, karar vermeye çalışıyor yani :) Sonunda kararlı bir şekilde parmak beyaz ayakkabıya uzanıyor: Buuuuu.
Anne: Tamam hadi o zaman beyaz ayakkabıyı giydirsin anne.
Defne: ( Yine gülerek ve el çırparak ): Hadiii..
Öyle şaşırttı ki beni bu yaşadığımız olay. Ben henüz kabul etmedim ama büyümüş galiba benim kızım.
--
Anneannesinin evinde bir tespih buldu ve onu bırakmaz oldu. Tespihi kolye yapıyor kendine süslü hatun :) Daha eve girer girmez neredeyse gidip buluyor ve hemen geçiriveriyor boynuna. Balık burcu süslü olur denirdi de inanmazdım. Öyleymiş gerçekten.
Bir de çantası var ki sormayın, bayılıyor o çantayı da koluna geçirip evin içinde dolaşmaya.


Anneannesi bakmış çok seviyor küçük hanım çantaları, hemen almış ona küçük, sevimli bir çanta..Tabi kolye de vazgeçilmez bir aksesuar :)


--
Herşeyi artık öyle güzel ifade ediyor ki, anneannesinde, bebeklerini salladığı bir beşik var ( beşik değil aslında ama Defne o amaçla kullanıyor :) )Geçen gün onu mutfakta bırakmış. Biz de kimse yokken mutfağın kapısını kapatıyoruz içeriye girmesin tek başına diye. Bir baktım mufağın kapısına vuruyor ve ısrarla kapıyı açmamızı istiyor ( Kapı kolunu işaret ederek ). Ne oldu annecim neden mutfağa girmeyi istiyorsun dediğimde, elini başına dayadı ve “beeee beeee” diyerek sallanmaya başladı. ( Beşikte bebeklerini sallarken muhakkak Beeee Beee diyor ). Anladım tabi beşiğin içeride olduğunu, kapıyı açtım ve hemen koşarak gidip beşiğini aldı sevinçle.
--
Bu arada çok tehlikeli bir şey, artık sokak kapısını açabiliyor !!!. Kapının üst mandalı sürekli kapalı artık açamasın diye..
--
Sitede dolaştııktan sonra hadi eve gidelim dediğimiz anda apartmana yöneliyor, biz sadece arkadan takip ediyoruz, küçük hanım apartman kapısından giriyor, düz yürüyüp sola dönüyor, asansörü geçerek sağa dönüyor, evin kapısının önüne geliyor ve başlıyor kapıyı vurmaya. Evin yolunu biliyor yani ...
--
Kapı vurmak dedim de, kapalı kapılara öyle bir güzel vuruyor ki, eli yumruk yapıyor, hafif hafif vuruyor kapıya. Bir yandan da sesleniyor içerideki kişiye. Örneğin odada babası varsa, “Ba baaa, ba baaa ( çoook cilveli duymak lazım ) del del” diye bağırıyor.
--
Topu bu aralar favori. Eline aldığı gibi babasına koşuyor, adii dell dell ( Hadi gel gel) diyerek. Babası ile top oynamaya bayılıyor. Kahkahalarla gülüyor oynarken.
--
Biraz inatçıyız bu aralar. Öyle dediğim dedik ki, istediği olmadığı zaman hemen ağlamaya başlıyor, “sen bilirsin istediğin kadar ağlayabilirsin ama o ( örneğin anahtar) senin oyuncağın değil, onu sana veremem” diyerek yanından ayrılıyorum, bir bakıyorum tıpış tıpış gelmiş peşimden. Her zaman böyle olmuyor ama bazen yarım saat-1 saat tutturduğu oluyor, dikkati başka şeye kaymıyor. Zor dönemler yani.
--
Geçenlerde salonda oynuyoruz beraber oyuncaklarıyla. Kilosunun ne kadar olduğunu merak ettim ve "Hadi Defne kaç kilo olmuşsun bakalım" dedim. Hemen kalktı, direk olarak banyoya yöneldi, basküle önce bir kez basarak sıfırladı ve üstüne çıkarak tartıldı! Kaç kilo olduğunu sorarcasına da bana baktı. İnanamadım bu yaptığına...
Daha anlatılacak o kadar çok şey var ki, yukarıda da söylediğim gibi her gün yeni birşeyler yaparak mutlu ediyor, sevgiden çılgına döndürüyor bizi. Yanımızda değilken bile babası ile tek muhabbetimiz o. “Ne güzel gülüyor değil mi, çok güzel sarılıyor, ayy canım kızım özledim çok” cümleleri uzayıp gidiyor..